Hiç Güney Koreli koklamadım.
Espressom makineden yavaşça bardağıma süzülürken, kafamın içinde bu kelimeler art arda beliriyor. Düşündüğünüzün aksine hayır, ne ırkçıyım (hatta bazı Arapları bile severim), ne de sapığım. Sadece Instagram’da olması gerekenden fazla zaman geçiriyorum.
Algoritma bana, bir yıllık maaşım değerindeki saat, squat yapan bir hanımefendi ve dans eden Hintli erkek grubundan sonra (vazgeçtim, biraz ırkçı olabilirim) Güney Korelilerin %95’inin sahip olduğu bir gen dolayısıyla ter kokmadığını gösteriyor. Ve böyle bir bilginin ağırlığı altında afallıyorum. Kalbim hızlanıyor ve sıcaklıyorum. Bir Güney Koreliyi düşünürken terlemeye başlıyorum (kısa hatırlatma: hâlâ sapık değilim).
Bir Güney Koreli, hayatı boyunca lise erkek soyunma odasındaki Axe deodorant kokusunu deneyimleyemeyecek. Hiç, iş çıkış saati Zincirlikuyu durağındaki metrobüsün kapısının açıldığını gözleri kapalıyken algılayamayacak. His haritamızda farklı yerlerde olacağız ama aynı dünyadan göçüp gideceğiz.
Biz birbirimize benzemeyeceğiz.
Ama onlar birbirine benzeyecek. (Evet, kesinlikle ırkçıyım.)